29 Aralık 2010 Çarşamba

Hayao Miyazaki

Herkese merhaba,

Gözümüzün bebeği, haklı gururumuz Asya Kitap Kulübümüzün bloguna ilk defa bir yazı yazıyor olmanın heyecanı içerisindeyim. Bazen birşeyi o kadar çok ister ve önemsersiniz ki bir türlü neresinden, ne zaman başlayacağınızı bilemezsiniz. Kulübümüzün en aktif ve heyecanlı üyesi (ki kendisi Asya kitap kulübünün kurucu üyelerinden biridir - diğeri de ben :)) Dilek, entelektüel yanını teknolojik becerileriyle birleştirip bu blogu oluşturup günden güne geliştirip güzelleştiridiğinden beri bir yazı yazma hevesi içerisindeydim ama kısmet bu nüfusunun yüzde 75inin hasta olduğu işyerimden mikrop kapıp tam da yılbaşı öncesi kendimi hasta hissedip Tylol Hot`imi içip, evimde sevgili Tess ile geçirdiğim bu huzurlu akşamaymış.

Yazımın konusuna gelince… Kitap kulübünün son toplantısında Manga ve animeleri konuşmuştuk ve daha önce hiç anime izlememiş, manga okumamış arkadaşlarımız olduğunu farketmistik. Ama ortak özelliği farklı şeylere açık insanları bir arada toplamak olan Asya Kitap Kulübü üyeleri, daha önce böyle bir zevkleri olmamasına rağmen anime filmlerine oldukça ilgi göstermişlerdi. Ben de sizlerle izlediğim anime filmleri/dizileri paylaşmak, sizlerin de beğeneceğini düşündüğüm önerilerde bulunmak istiyorum. Belki bir sonraki toplantımızda ortak olarak izlediğimiz bir anime film hakkında konuşabiliriz. Fidan zaten manga ve anime tarihi hakkında tıpkı toplantımızda olduğu gibi bizi bilgilendirici bir yazı yazmış. Benimkisi daha çok kendi anime geçmişim ve beğenilerimle ilgili bir yazı olacak…

O zamanlar ne olduğunu pek bilmesem de şuursuzca izlemekten çok hoşlandığım anime diziler olmuştu (Okuldan her geldiğimde önlüğümü çıkarıp annem ve halamla başına oturduğum ve çoğu zaman gülümseme ama bazen de derin bir üzüntüyle izlediğim Şeker Kız Candy - hangi eser bu kadar farklı yastan insanı bir ortak bir noktada buluşturabilir ki?; böyle yazılıp yazılmadığından emin olamasam da Şeker Kız Candy tadında, yine ayni grupla izlediğimiz Georgia; ana karakterini her zaman fazla şımarık bulduğum, en çok Jüpiter gezenini temsil eden, uzun boylu,güç ve şimşeğin askeri olan, ailesini genç yaşta kaybetmiş, yalnız yasayan, hem çok güçlü hem de evcimen, kahverengi saçlı Makoto`yu beğendiğim Sailor Moon…). Bu tarz çizgi filmler bana diğer çizgi filmlerden ya da gençlik dizilerinden daha cazip geliyordu ama bunun nedenini bilmiyordum ve sorgulamıyordum da. Sadece hoşuma gittiği için izliyor, takip ediyordum. İnsan büyüdükçe yaptığı şeyleri (saçma ve boşluk doldurmak için olanları, hobilerini bile) sorgulamaya başlıyor ve maalesef bu sorgulama nedeniyle de ayni rutinin, sadece kendine bir çıkar sağlayan, sonuç getiren aktivitelerin içinde boğulup gidiyor (işe gitme- para kazanırsın, doğru insanlarla iletişim halinde olma - yalnız kalmazsın, ihtiyacın olduğunda işe yararlar, sinemaya gitme - herkesle açabileceğin bir muhabbet olur, spora gitme - sosyallesin, fit olur uzun yasarsın, sevgili yaparsın vs.) Eğer hala kendinize anlamsız ve sonuçsuz şeyler yapabilme hakkini tanıyorsanız ve kendisiyle hala tanışmadıysanız sizi biriyle tanıştırmak istiyorum…

Hayao Miyazaki. Nasıl oldu kim önce davrandı da kendisini keşfetti bilmiyorum ama Hayao Miyazaki diyince aklıma ilk kardeşim Orhun geliyor (O muhtemelen okumaz bu yazıyı çünkü kendisinin de bir blogu var ve ben takip etmiyorum. Muhtemelen yukarıda örneğini verdiğim rutine azıcık kapılmış olmaktan) Hayao Miyazaki`yi bir şekilde keşfettik, çoğu animesini izledik kendisini her fırsatta güzel duygularla andık, anlattık.


Önce biraz kendisini tanıyalım;
Yaş önemli tabi. Kendisi 1941 Tokyo doğumlu, 69 yaşında , hala yaşıyor. Abisinin uçak şirketinde çalışan bir babanın (filmlerindeki uçma/uçan objeler/uçak yoğunluğunun nedeni olarak gösterilebilir) ve okuma tutkusu olan, sorgulayıcı, kabul edilmiş sosyal kuralları irdeleyen bir annenin 4. oğlundan ikicisi. Yıllarca farklı stüdyolarda farklı kişilerle çalıştıktan sonra kendi filmlerini çekmeye başlamış. Bu arada böyle önemli sanatçıların özel hayatı da çok merak edilir ya (başta bendeniz tarafından). Daha sonra evleneceği, yine animatör karısı ile Toei diye bir şirkette tanışmış.

Kendi yazdığı, çizdiği ve yönettiği uzun metrajlı anime filmlerine kadar (ki ben bu kısımla ilgilendim daha çok:)) birçok diziye ve ortak yapıma imza atmış. Fakat ilk başarısını 1984 yılında `Nausicaa of the valley of the wind` ile yakalamış. Genel olarak baktığımda Miyazaki`yi beğenmemin sebeplerinden birinin de neredeyse her filminde (galiba hepsinde) güçlü, bağımsız bir bayan karakterin olduğunu görüyorum. Nausicaa`da da gelecekte dev böceklerle dolu zehirli ormanların her yeri kapladığı dünyada aç gözlü insanların doğayı ve kendi halkını yok etmesini önlemeye çalışan bir prensesin hikayesi anlatılmış. Miyazaki`nin ağırlıklı işlediği konu, aynı zamanda manga ve dolayısıyla animenin mantığını oluşturan sanayileşme ve endüstrileşmenin dünya/doğa üzerindeki negatif etkileri. Bu Miyazaki`yi uluslararası alanda da tanıtan ve üne kavuşturan filmde de, yönetmen darwinizm`den etkilendiğini, dinazorların neden ortadan kaybolduğunu düşündüğünü ve sanayileşme ile insanlığın sonunun geleceğine inandığını ifade etmiş. 


Yine uluslararası bir üne sahip Miyazaki`nin yazıp yönetmenliğini yaptığı (Bu arada tabi ki tüm sahneleri Miyazaki bizzat çizmiyor ama bu konuda çok titiz. Çalışanlarının çizimlerini sürekli kontrol ediyor ve beğenmediği kısımları da kendisi düzeltiyor. Buradan da gerçek yöneticiliğin sadece çalışanlarına direktif verip yaptıkları işi eleştirmek ya da onaylamak olmadığı, gerektiğinde bizzat işin mutfağına girip en doğrusunun ve güzelinin nasıl yapıldığını göstermek olduğunu söyleyebilir miyiz? Bence söyleyebiliriz :) İş dünyasına atıfta bulunmadan da edemedim bir işletme mezunu ve özel sektör çalışanı olarak ;)) Castle in the Sky 1986 yani benim doğum yılım yapımı. Benim doğum yılımda çekilmesi bir yana bu animeye özel bir sempatim var. Belki de yine kötülerden kaçan ve bunu bir şekilde çok da iyi başaran minik bir kızın başrolde olması, sevimli ve kızı domine etmeyen bir çocuğun ona eslik etmesi, `havada yasam` düşüncesi ve birçok kişi tarafından efsane olduğu düşünülen ama aslında var olan kayıp şehir `Laputa`nin keşfi bu animeyi benim için cazip kılıyor. Miyazaki`nin inanamadığım ve hayran kaldığım yönlerinden bir tanesi de her hikayesinde farklı bir dünya kurması. Yani tabiri caizse bir orta dünya hayal edip ayni fantastik kurgu çerçevesinde onlarca cilt kitap yazmaması, ya da film çekmemesi. Her filminde ayrı bir kurgu, ayrı bir düzen var ve bu kurgusal hayatlar kesin çizgilerle ya da kurallarla sınırlandırılmamış. Tıpkı bir hayal gibi. Başı ya da sonu yok. Ben genelde günlük hayatta da film izlerken de resmi bütünüyle görmek isterim, herzeyi anlamak isterim, anlamadığım bir nokta beni çok rahatsız eder ve onun üzerine giderim. Ama Miyazaki filmlerinde bunu kırıyor insan, kendini hikayenin akışına bırakıyor. Her an herşey olabiliyor ve ne kadar garip ve bildiğimiz herşeye ters olsa da cuk diye yerine oturuyor hissi veriyor.  

Gelelim benim favorim `My neighbour Totoro`ya! Annelerinin hastalığı nedeniyle yattığı hastaneye yakın, şehirden uzak bir eve taşınan biri on, diğeri 4 yaşlarında iki küçük kızın hikayesini anlatıyor `My neighbour Totoro`. Hasta bir annenin iki şirin kız çocuğu, ablanın diğerine karşı duyduğu sevgi ve sorumluluk, onların çaresizlikleri ve durumu algılayamamaları insanı çok üzüyor tabi. Orman ruhlarından olan koca göbekli, şirin, yağmurdan kafasındaki küçücük yaprakla korunmaya çalışan, fındık yemeyi çok seven Totoro`nun kızlarla olan arkadaşlığı ve içten sevgisi de bir yandan insanin içini ısıtıyor. Bir olaydan çok durum hikayesi olan Totoro özellikle yağmurlu bir akşam tek başına izlemelik ve melankolik bir havası, yapısı olanlar için göz yaşı dökmelik. Sonrasında Amerikan yapımları da çıkmış diye duydum ama ben koca göbekli Totoro`nun aklımda Miyazaki çizimlerindeki gibi 2 boyutlu ve şirin kalmasını istiyorum o yüzden googlelamadim bile :D Bu arada Çin`in Tianjin şehrinde bir mağazada Totoro`nun oyuncaklarını gördüğümde şen kahkahalar atıp Kung Fu Panda ile beraber satın aldığımı ve şu anda yatağımın üstünü süslüyor olduğunu söylemeden geçemeyeceğim :D 
Totoro (1988)`den tam bir sene sonra yine çok severek izlediğim 1989 yılının en çok gişe hasılatı getiren Japon filmi olan `Kiki`s Delivery Service` adli animeyi yazıp yönetmiş Miyazaki. Filmin başrolünde yine ufak bir kız, yalnız yaşıyor ve bir cadı :D Cadıların 13 yaşına geldiklerinde 1 yıl yalnız yaşama zorunluluklarının olması da yine sadece Miyazaki`nin aklına gelecek türden bir fikir ama hoşuma da gitmedi değil. Yeri gelmişken söylemem lazım. Ben Miyazaki`nin animelerini biraz da ürkünç buluyorum. Yani her sahnesi sevimlilik akan şirin şirin koca gözlü kızların oynadığı vikvik animeler değil kesinlikle. Hep her an beklenmedik şeyler olabilme korkusu, zor bir durumla basa çıkmak zorunda olma ve yaşı küçük karakterler var. Ayrıca fantastik yaratıklar da çoğu zaman sevimlilikten çok uzakta, korku verici çizimler var. Kiki`s Delivery Service genel olarak insanin başına gelen zorluklarla basa çıkarak büyüdüğünü ve en zor durumda bile elindekiyle ayakta kalabilineceğini Miyazaki`nin o güzel hikayesi ve çizimleriyle anlatan bir anime. 

Miyazaki sinemaya verdiği 3 yıllık aradan sonra (geçmişinde çizimlerden yorulduğunu iddia ederek verdiği böyle aralar var ama her seferinde daha da başarılı işlerle geri dönüyor) Porco Rosso filmiyle geri donuyor. Bu filmi izlemediğim için çok yorum yapamayacağım. (Baş rolde bir domuz oynuyor, domuz neden bizde toplu olarak kötü duygular uyandırıyor :s yoksa sırf bu yüzden mi bu filmi hep goz ardı ettim, izlemedim :() Bu filmde Miyazaki`nin uçma ile ilgili bilgilerini çok iyi kullandığı ve izleyicilere uçmanın nasıl bir tecrübe olduğunu çok başarılı bir şekilde anlattığı söyleniyor, uçmak için başka yollara gerek yok. Haydi hep birlikte Proco Rosso`yu izleyelim. Kikikikiki (Kiki gülüşü:P:p)



Orhun eskiden parasını hiç benim gibi dışarda çarçur etmezdi, eli çok sıkıydı. O yüzden de hep orjinal filmlere, oyunlara ve dizilere ayıracak parası olurdu. Tabi bu durumdan ben de yararlanırdım :) Hayao Miyazaki`nin filmlerinden bir seriyi de orjinal aldığını gördüğümde bayağı sevinmiştim. Miyazaki`nin 1997 yılında yazıp yönettiği Princess Mononoke de bu seride yer alan filmlerden biriydi ama nedense benim elim bir turlu bu filmi izlemeye gitmedi. Bunun sebebi kapağındaki vahşi kurt ve ağzı kan kırmızısı kız mıydı bilemiyorum ama ben kendisini göz ardı etmiş olsam da Princess Mononoke 150 milyon dolarlık gişe hâsılatıyla Japonya`da o yıla dek gösterime girmiş yerli ve yabancı filmler arasında birinci sıraya yerleşmiş. Ayrıca bu filmin seneryasonu yazmanın Miyazaki`nin tam 16 yılını aldığını da söylemeden geçemeyeceğim. Galiba bu dünyaya büyük eserler bırakmanın en büyük sırrı yetenekten sonra sabırda gizli…

Ve gelelim batı dünyasında Miyazaki`nin en çok tanınan eserine; 2001 yapımı Oscar ve Altın Ayı ödüllü `Spirited Away`… Hayao Miyazaki`nin filmlerini izlerken nasıl bir sıra izlenmeli bilemiyorum. Ama `Spirited Away` en sona saklanmalı gibi geliyor. Yine bir taşınma öyküsü, yine ufak şirin bir kız, yine çalışmak zorunda, yine ailesine kavuşmak için zor olaylar atlatıyor… Ama sanki diğer Miyazaki filmlerini izleyip bu hayal gücüyle haşir nesir olan izleyici `Spirited Away` ile doyuma ulaşıyor ve Oscar bunun için sahibini buluyor :)







`Spirited Away`den sonra 2 film daha çekiyor Miyazaki. Bunlardan birincisi 2004 yapımı `Howl`s Moving Castle`. Bu da kesinlikle izlemeye değer bir film. Özellikle 18 yasındaki genç bir kızın kötü bir büyü ile 90 yaşına çıkması ve bu durumu kısa sürede kabullenip, hatta bunu bir avantaja çevirip yaşamına devam etmesi benim oldukça ilgimi çekmişti.





Miyazaki`nin (şimdilik) son filmi de 2008 yapımı `Ponyo` kızkardeşleri ile birlikte denizde hayatını sürdürürken daha fazlasını görme tutkusuyla bir denizanasının sırtında karaya çıkan denizkızının öyküsünü anlatan bir çizgi film. Ponyo`ya filmde tatlı mı tatlı bir Japon erkek çocuğu eşlik ediyor. 

Miyazaki kariyerine başladığından beri değişik şeyler üretmeye ve kimsenin tarzını, eserlerini kopyalamamaya kendini adamış bir sanatçı. Disney tarzı çalışmalar yapanların canlı renkler ve yuvarlak hatlarla göz boyamaya çalıştıklarını ama kendisinin daha çok çizgiler üzerinde çalışıp, zarif renkler kullanıp, 2 boyutlu olsalar da yapıtlarını daha canlı gösterebildiğini vurgulamıştır.

Bu yazıyı okuduktan sonra hepinize uçma sahneleri, şirin ve güçlü bayan karakterler, iyimserlik, çevrecilik, domuzlar, duygusal anlar ve mutlu sonlar (en sevdiğim) yani Miyazaki ile dolu anlar diliyorum!
İrem  ^_^

27 Aralık 2010 Pazartesi

Bu ayın kitap konusu

Merhaba arkadaşlar,

Geçenlerde konuşmuştuk hani önümüzdeki ayın kitap konusu ne olsun diye?
"Aylak Adam" yazarı Yusuf Atılgan olabilir mi?
Eğer sizin için de uygunsa önümüzdeki ay bu kitabı tartışırız.

Yorumlarınızı bekliyorum...



Fidan

Aşk için son bir ağıt

Merhaba arkadaşlar,

Tekrar benim :) Sizlerle yazın yazdığım, küçük bir denemeyi paylaşmak istedim:

Özgürlük hissi ve bu hissi Azerbaycan'da özgürce yaşayamamak.
Erken büyüyor burada çocuklar, erken bitiyor hayalleri, erken evleniyorlar, ama erken aşkı tatamıyorlar çoğu zaman...
Erken yaşlanıyorlar. Erken bunalıyorlar hayattan.
Her şey hızlı bir şekilde olup bitiyor. Fark etmiyorsunuz bile...
Üst kattaki Leyla evlendi bugün. Şarkılar çalındı, gelini mutlu yuvasına yolladılar. Ama havada aşk dışında her türlü koku vardı...
Neredeydi aşk acaba, aceleye mi gelmişti? Gelinin saçları, makyajı, giysileri derken unutulmuş muydu bir anda. Yoksa bu gece "kadın" olacak genç kız aşkı kalbinin derinliklerinde her kesten saklamayı becermiş miydi.
Yoksa bu kadar önemsizmiydi aşk, bütün genç kızların hayali olan muazzam bir düğünde onun için masa ayırmamışlar mıydı. Onu unutmuşlar mıydı?

Fidan

21 Aralık 2010 Salı

Ayın Kitapları - Geçmişte Tartıştıklarımız

Hep haftanın konularını paylaştık ama bu sefer de adına yakışır bir şekilde bu güne kadar tartıştığımız ayın kitaplarını tanıtmak faydalı olur diye düşündüm. Maalesef bu kitaplarla ilgili tartışmalarımızın pek çoğu mazide kaldığı için, bu seferlik okuyucularımızın affına sığınıp nicelik değil sadece nitelik olarak bilgi verebiliyoruz. Bundan sonraki ayın kitaplarını yorumlarıyla birlikte eklemeyi de kendimize görev biliriz. Mazimiz 2 yıl kadar gerilere dayandığı için tüm kitapları hatırlamam mümkün olmadı. Hatırladığım kadarıyla listemizi yine görsel bir şekilde iletmekten gurur duyarım: 









19 Aralık 2010 Pazar

Japon Animeleri ve Manga

Anime animasyon veya çizgi roman anlamına gelen Fransızca kökenli bir kelimedir.Animeler genellikle mangaların televizyona ya da sinemaya uyarlanmasıdır.
Manga Japonların çizgi roman için kullandıkları sözcüktür. 19.yüzyıl boyunca kelime özel olarak üzerinde karikatürler bulunan ağaç bloklarını, özellikle de de Hokusai Katsushika'nın 1819'da yayınlanmış olan ve öğrencilerinin kullanması için kendisinin çizdiği taslak, çizim ve karikatürlerini adlandırmakta kullanılmıştır. Hokusai çizdiği taslakları iki Çince karakterin "man" (kayıtsız, ilgisiz) ve "ga" (resim) birleşiminden oluşan "manga" kelimesiyle tanımlamıştır.
Manga ve anime Japonya'nın sanayileşmesi ile ortaya çıkmıştır. Animeyi Japon toplumundaki değişiklikleri, toplumsal siyasal ve kültürel çalışmaları ve yeni tüketim eğilimlerini izlemenin bir haritası olarak kullanmak mümkündür:


  • İkinci Dünya Savaşı sonrası: Japonya'da işgal kuvvetleri popüler kültür ürünlerine sansür uygulamışlardır. Hiroşimo ve Nagasaki'ye Amerika tarafından atılan atom bombalarıyla ilgili haber yapılması yasaklanmıştır.
  • 1950'li yıllar: Japon toplumunun Amerika orta sınıfının yaşam standardı ile karşılaştığı ve bunlara özendiği yıllardır. Örnek: "Godzilla" adlı yapım Amerikanlaşma sonucunda doğanın teknolojiye kurban edilmesinin simgesidir.
  • 1960'lı yillar: 1964'te Japon halkının yarısından fazlası televizyon sahibiydi. Bu gelişmeler sonucunda sosyal bilinç oluşmuş ve Amerikan-Japon Güvenlik Anlaşmasını eleştiren manga ve animeler yayınlanmaya başllamıştır.
  • 1970'ler: Basında 75 manga dergisi vardı, toplam aylık satış 20 milyondu. 1970'li yıllarla birlikte yetişkin manga ve animeleri doğdu ve Japonya pornografi pazarının farkına vardı.
  • 1980'ler: Beyaz yakalı iş gücünü hedef alan manga ve animeler doğdu. Ekonomik sorunlar, doğa-insan teknoloji ilişkisi anime ve mangalarda işlenmeye başladı.
  • 1990'lar: 1990'ların Japonya'sında tüketim sadece gerçek bir ürünü satın almak değil, tüketim ile birlikte imgelerin sunduğu yaşam biçimini simgesel olarak üstlenmektedir. "Vampire Hunter D" 1992'de İngilizceye dublajlandı, ABD'de defalarca vizyona girdi ve Amerikan televizyonlarında defalarca gösterildi. Manganın yabancılar tarafından Japon kültürünü ifade eden bir form olarak kabul edilmesi, manganın Japonya içinde kültürel bir ürün olarak kabul edilmesini sağladı.
  • 2000'ler: Yönetmen Hayao Miyazaki'nin "Spirited Away" filmi Berlin Film Festivalinde en büyük ödülü ve Oscar heykelciğini kazandı. "Pokemon "çizgi filmi 65 ülkede yayımlandı ve 30'dan fazla dile çevrildi.
Anime ile ilgili terimler

Fan Art: Anime karakterlerinin ve resimlerinin hayranları tarafından çizilen resim çalışmalarıdır.
Fan Fiction: Anime serileri hakkında fanların kendi yazdığı öyküler anlamına gelir.Fanlar animede beğenmediği ya da hoşuna gitmeyen her şeyi değiştirebilir ve ya tamamen kendine ait olan bir öykü yazabilirler.
Cosplay: Beğenilen anime karakterlerinin kostümleri ile hayata geçirilmesidir.

Hayao Miyazaki

Hayao Miyazaki dünyanın en usta anime yönetmenlerinden biridir. Yapıtlarında kullandığı eğitici ve eğlendirici hikaye anlatıcılığı, ilgi uyandıran karakterleri, aynı zamanda nefes kesen animeleri  yalnızca Japonya'da değil, dünyada da ilgi uyandırmasına sebep olmuştur. 5 Ocak 1941'de Tokyo'da dünyaya gelen yönetmen kariyerine  Toei Douga stüdyosunda çizgi film ressamı olarak başlamıştır. Usta yönetmen kariyeri boyunca bir birinden ünlü klasikleşmiş animasyon filmlerine imza atmıştır. 

En ünlü Hayao Miyazaki Filmleri

My Neighbor Totoro (1988)
Princess Monoke (1997)
Spirited Away (2001)
Howl's Moving Castle (2004)
Ponyo on the Cliff by the Sea (2008)

Animasyon filmleri dışında Hayao Miyazaki manga çizimleri ile de ilgilenmiştir. En ünlü manga çalışması 1981-1984 yılları arasında epik bir masala dayalı olan "Nausica" dır.

Fidan Yagubova



30 Kasım 2010 Salı

İstanbul'da Mimar Sinan Gezisi - Gezi Planı

BEŞİKTAŞ
Sinan Paşa (Beşiktaş) Camisi
Yapım yılı: 1562-1563
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Beşiktaş
Bulunduğu semt: Merkez
Adres: Beşiktaş Caddesi Beşiktaş
Ulaşım tarifi: Beşiktaş’a giden toplu taşıma araçlarıyla yapıya kolaylıkla ulaşılabilir. Kaptanıderya Sinan Paşa’nın cami Beşiktaş’ın merkezinde yer alır. 
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan’a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Kaptanıderya Sinan Paşa’nın Mimar Sinan’a Beşiktaş’ta bir cami yaptırtmasıyla, bu semt leventler için daha da önemli hale gelmiştir. Donanmanın sefere çıkmadan önce Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi’ni ziyaret etme geleneği genişleyerek, Sinan Paşa Camii’nde cuma namazı da kılınmaya başlanmıştır. Sinan, diğer kaptanıderyalar için yaptığı camilerde olduğu gibi burada da eskiye öykünen bir plan şemasını kullanmıştır. Edirne’deki Üç Şerefeli Camii’yi görenler, aradaki benzerliği fark edeceklerdir. Cami, Sinan Paşa’nın ölümünden sonra kardeşi veziriazam Rüstem Paşa tarafından tamamlanmıştır. Camiyle birlikte medrese ve çifte hamamdan oluşan külliyenin hamamı 1957 yılında İstanbul genelindeki büyük imar çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Minarenin, şerefe üstünde kalan bölümü, 1999 Marmara Depremi’nden sonra çatlaklar oluşan yeniden yapılmıştır. Son cemaat yerinin revakları doğrama ile kapatılmıştır.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sinan Paşa Medresesi, Yahya fendi Türbesi, Molla Çelebi (Fındıklı) Camisi, Hüsrev Kethuda (Ortaköy) Hamamı ,


Barbaros Hayrettin Türbesi

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Beşiktaş Meydanı’nda bulunan bu türbe Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa tarafından ölümünden önce 1541’de Mimar Sinan’a yaptırmıştır.

Barbaros Hayreddin Paşa Osmanlı tarihinin ünlü denizcilerinden olup, Akdeniz’de Osmanlı egemenliğini kurmuş ve Avrupalıların ortaklaşa düzenlediği donanmayı Preveze Deniz Savaşı’nda yenmiştir.
Barbaros Hayreddin Paşa, Gelibolulu bir sipahinin oğlu olarak 1470’li yıllarda Midilli adasında doğmuştur. Asıl ismi Hızır Reis olup, Hayreddin ismi Kanuni Sultan Süleyman (1520–1566) tarafından verilmiştir. Barbaros’un sakalının kızıl olmasından ötürü de Avrupalılar tarafından Kızıl Sakal anlamında Barbarossa ismi yakıştırılmıştır.
Türbe Klasik Osmanlı türbe mimarisi üslubunda, kesme köfeki taşından sekizgen gövdeli olup, üzeri sekizgen kasnak üzerine oturtulmuş kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı dışındaki cephelerinde iki katlı birer penceresi bulunmaktadır. Bunlardan alt sıra pencereler dikdörtgen söveli, üst sıradakiler de sivri kemerli ve alçı şebekeli olmak üzere toplam on dört penceresi bulunmaktadır.
Türbe girişinde iki tam, iki yarım sütunun taşıdığı, üzeri ayna tonozlu, revaklı bir giriş kısmı bulunmaktadır. Bu tonozun içerisi kalem işleri ile bezenmiştir. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:
Hâzâ türbe-i fatih-i Cezâyir ve Tunus merhum gazi kapudan Hayreddin Paşa rahmetu’llahi aleyh sene 948(1541).Türbe içerisinde Barbaros Hayreddin Paşa ve eşi Bâlâ Hatun ile Cafer Paşa ve Cezayirli Hasan Paşa’nın sandukaları bulunmaktadır.
Türbe günümüzde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Müzesi’nin yönetiminde olup, sürekli açık olmayıp, yalnızca 1 Temmuz Kabotaj Bayramı ile 4 Nisan Deniz Şehitlerini Anma Günü’nde resmi ziyarete açılmaktadır. Türbenin önünde heykeltıraş Zühtü Müridoğlu’nun ve Ali Hadi Bara’ın 1942 yılında yaptıkları bronz Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı bulunmaktadır.


ÜSKÜDAR

Mihrimah Sultan Camisi
Yapım yılı: 1547-1548
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Üsküdar
Bulunduğu semt: Merkez
Adres: Paşalimanı Cad. Üsküdar
Ulaşım tarifi: Yapı Üsküdar meydanındadır. Eğer Avrupa yakasından yapıya gidiyorsanız, deniz araçlarının kullanılması önerilir. Asya yakasından yapıya ulaşmak istiyorsanız Üsküdar'a giden her otobüs ve/veya dolmuş kullanılabilir.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Sinan'ın kendine özgü ve daha sonra tekrar etmediği bir planlama şemasına sahip camilerinden biridir. Özgün halinde deniz kenarında yapılmış olan cami bugün hâlâ algılanabildiği gibi denizden ya da karşı kıyıdan bakıldığında Üsküdar Meydanı'nı tarifliyordu. Üsküdar kıyısında ise çevresinden yüksekte avlusu, meydanın koşuşturmacasını yukarıdan bakan bir loca gibidir. İç mekâna doğrudan ana kubbe altından girilmesi Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'nde olduğu gibi burada da tasarımın temel özelliklerindendir. İşlek bir noktada olduğu için gece geç saatlere kadar açık tutuluyor.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Atik Valide Sultan Mektebi, Atik Valide Sultan Tekkesi, Atik Valide Sultan Darüşşifası, Atik Valide Sultan İmareti, Mihrimah Sultan Camisi , Mihrimah Sultan Sıbyan Mektebi, Sinan Paşa Türbesi, Şemsi Ahmet Paşa Camisi, Şemsi Ahmet Paşa Türbesi, Şemsi Ahmet Paşa Medresesi,


Şemsi Ahmet Paşa Camisi
Yapım yılı: 1580
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Üsküdar
Bulunduğu semt: Merkez
Adres: Üsküdar-Harem Sahilyolu Üsküdar
Ulaşım tarifi: Yapı Üsküdar meydanının hemen güneyinde, deniz kenarında bulunmaktadır. Eğer Avrupa yakasından yapıya gidiyorsanız, deniz araçlarının kullanılması önerilir. Deniz yolu hem kısa sürede ulaşmanızı hem yapıyı -normalde göremeyeceğiniz bir açıdan- deniz üstünden görmenizi sağlayacaktır.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: İstanbul'da Boğaz dalgalarının duvarlarını serinletmeye hâlâ devam ettiği tek camidir. Halk arasında Kuşkonmaz Camii adıyla da bilinir. Küçük ölçekli olarak tasarlanan caminin iç mekânı, sonradan eklenen görevli odası ve kadınlar bölümü nedeniyle zor algılanır bir hale gelmiştir. Rivayete göre Sinan, Kılıç Ali Paşa Camii'nin giriş kapısında dolgu zeminin kayıp kaymadığını anlamak için iki tane döner sütunce (küçük sütun) kullanmıştır. Bu yapıda da mihrab mukarnasının altında bunların benzerleri bulunmaktadır. Cami ve bahçe genel anlamda bakımlıdır. Fakat minare, alem ve kurşun kaplamalarda bazı sorunlar gözlemlenmektedir. En önemlisi, minarede şerefenin üstündeki bölümün gözle görülür bir şekilde yana yatmış olmasıdır. Yapının günbatımında ziyaret edilmesi önerilir. Buradan Tarihi Yarımada ve Boğaziçi manzarası mükemmeldir.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Atik Valide Sultan Mektebi, Atik Valide Sultan Tekkesi, Atik Valide Sultan Darüşşifası, Atik Valide Sultan İmareti, Mihrimah Sultan Camisi , Mihrimah Sultan Medresesi , Mihrimah Sultan Sıbyan Mektebi, Şemsi Ahmet Paşa Camisi, Şemsi Ahmet Paşa Türbesi,


SÜLEYMANİYE ÇEVRESİ

Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi
Yapım yılı: 1550-1557
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Süleymaniye
Adres: Prof. Sıddık Sami Onar Cad. Süleymaniye Fatih
Ulaşım tarifi: Vezneciler son durakta indikten sonra yaklaşık 200 m. uzaklıkta. Yürümeyi sevenler için Tahtakale içinden geçerek gidilmesi önerilir. Külliye, yaklaşık 20 dakikalık yürüme mesafesinde.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Tarihî İstanbul’un silüetini ve kimliğini oluşturan eşsiz parçalardan biridir. Boyutlarıyla Osmanlı İmparatorluğu tarihinin en önemli inşaat faaliyetlerinden biri olmasına rağmen, Kanuni’nin dindarlığına ve kişisel tercihlerine bağlı olsa gerek, genel olarak sade bir yapıdır. Yapı ile ilgili pek çok sayının sembolik bir anlamı vardır. Biri Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, ikisi Mısır’dan, biri de İstanbul’da bir dikilitaştan gelen ana dört sütununun İslam’ın dört halifesini temsil ettiği yazılmıştır. Sinan mimarisinde klasik üslubun kaynağı olan, kanonlarını ortaya çıkaran ve sonra gelen dönemleri etkileyen bir konumdadır. Yerli ve yabancı turistlerin İstanbul’daki en önemli ziyaret mekânlarından biri olduğundan her gün geç saatlere kadar ziyarete açıktır. Yapı şu anda restorasyondadır.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Haseki Hürrem Sultan Türbesi, Sultan Süleyman Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Evvel), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Sani), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Salis), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Rabi), Sultan Süleyman (Abu's Suud Efendi) Darülhadisi, Sultan Süleyman Darüttıbbı, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Darülkurrası, Sultan Süleyman Mektebi, Sultan Süleyman Darüşşifası, Sultan Süleyman (Süleymaniye) İmareti, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Kervansarayı, Sultan Süleyman (Dökmeciler) Hamamı, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Camisi, Şehzade Mehmet Türbesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Şehzade Mehmet Mektebi, Şehzade Mehmet İmareti, Şehzade Mehmet Kervansarayı, Şehzade Mehmet Tabhanesi, Rüstem Paşa Camisi, Hüsrev Kethuda Darülkurrası,


Şehzade Mehmet Camisi
Yapım yılı: 1543-1548
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Şehzadebaşı
Adres: Şehzadebaşı Caddesi Saraçhane Fatih
Ulaşım tarifi: Eminönü, Beşiktaş ve Taksim yönünden Yenikapı, Kocamustafapaşa, Topkapı yönüne giden otobüsler kullanılabilir. Otobüsten bisiklet satıcılarıyla ünlü Haşim İşcan Geçidi durağında inmek gerekiyor. Altgeçitten yukarı çıkıldığında yapı tüm heybetiyle sizi karşılar. Yapıyı harita üstünde görmek için tıklayınız.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Şehzade Mehmet Camii’nin olağandışı zengin süsleme programı çoğu araştırmacı tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın en sevdiği şehzadesi Mehmet için genç yaşta ani ölümünün ardından yapılmış olmasına bağlanır. Gerçekten de Mimar Sinan’ın "çıraklık eserim" dediği Şehzade Camii bir sultan camisi kadar ihtişamlıdır. Yapının sade ama görkemli strüktürü Osmanlı mimarisinde eşine az rastlanır çok ince bir bezeme programıyla süslenmiştir. Caminin içinde ve dışında tüm hatları boyunca akan mimari ayrıntıları seyretmek başlı başına bir zevktir. Her gün caminin iç mekânı ve avlusu -hünkâr mahfili dışında- tümüyle gezilebiliyor.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi, Sultan Süleyman Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Evvel), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Sani), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Salis), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Rabi), Sultan Süleyman (Abu's Suud Efendi) Darülhadisi, Sultan Süleyman Darüttıbbı, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Darülkurrası, Sultan Süleyman Mektebi, Sultan Süleyman Darüşşifası, Sultan Süleyman (Süleymaniye) İmareti, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Kervansarayı, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Türbesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Şehzade Mehmet Mektebi, Şehzade Mehmet İmareti, Şehzade Mehmet Kervansarayı, Şehzade Mehmet Tabhanesi, Rüstem Paşa Camisi, Hüsrev Kethuda Darülkurrası, Barbaros Hayrettin Paşa (Çinili) Hamamı, Rüstem Paşa Kervansarayı (Cebeci Hanı), Semiz Ali Paşa Kervansarayı (Hanı),


Yapım yılı: 1543-1548
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Şehzadebaşı
Adres: Dedeefendi Caddesi Saraçhane Fatih
Ulaşım tarifi: Eminönü, Beşiktaş ve Taksim yönünden Yenikapı, Kocamustafapaşa, Topkapı yönüne giden otobüsler kullanılabilir. Otobüsten bisiklet satıcılarıyla ünlü Haşim İşcan Geçidi durağında inmek gerekiyor. Altgeçitten yukarı çıkıldığında imaretin içinde bulunduğu külliye tüm heybetiyle sizi karşılar.
Eser tipi: İmaret
Günümüzdeki kullanımı: Kullanılmıyor
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Şehzade Külliyesi’nin batı ucundadır. Bakımsız durumuna rağmen mimari açıdan özgünlüğünü korumuş durumda. Yapının içine girmek mümkün değil. Ancak dışarıdan görülebiliyor.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi, Sultan Süleyman Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Evvel), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Sani), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Salis), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Rabi), Sultan Süleyman (Abu's Suud Efendi) Darülhadisi, Sultan Süleyman Darüttıbbı, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Darülkurrası, Sultan Süleyman Mektebi, Sultan Süleyman Darüşşifası, Sultan Süleyman (Süleymaniye) İmareti, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Kervansarayı, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Camisi, Şehzade Mehmet Türbesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Şehzade Mehmet Mektebi, Şehzade Mehmet Kervansarayı, Şehzade Mehmet Tabhanesi, Rüstem Paşa Camisi, Hüsrev Kethuda Darülkurrası, Barbaros Hayrettin Paşa (Çinili) Hamamı, Rüstem Paşa Kervansarayı (Cebeci Hanı), Semiz Ali Paşa Kervansarayı (Hanı),

Rüstem Paşa Camisi
Yapım yılı: 1561-1562
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Tahtakale
Adres: Uzunçarşı Caddesi Tahtakale Fatih
Ulaşım tarifi: Yapı, İstanbul'un neredeyse her noktasından ulaşabileceğiniz Eminönü Meydanı'nda bulunmaktadır. Eğer Eminönü Meydanı'na gelip de yapıyı farkedemezseniz, yapmanız gereken tek şey, tüm ihtişamıyla İstanbul'un yedi tepesinden birinde yükselen Süleymaniye Camisi'ni kerteriz alıp gözlerinizi aşağıya doğru kaydırmaktır. Yapıyı harita üstünde görmek için tıklayınız.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Rüstem Paşa Camisi, daha çok tüm iç mekânını kaplayan eşsiz İznik çinileri yüzünden Sinan’ın en ünlü yapılarındandır. Camideki çinilerin zenginliği ve çeşitliliği içinde kendinizi ışıl ışıl bir 16. yüzyıl çini müzesi içinde hissedersiniz. Sinan’ın bu çinilerle bezenmiş bu aydınlık mekanla, ona tezat Tahtakale’nin kalabalık ve keşmekeş ile kaplı sokakları arasında yarattığı geçiş olağanüstü bir mimari deneyimdir. Rüstem Paşa Caminin mimari karakteri, yapının banisi Rüstem Paşa’nın kişiliğiyle hiç de haksız olmayan bir biçimde ilişkilendirilir. Paraya düşkünlüğü, kurnazlığı ve sofuluğu ile ünlü Rüstem Paşa şaşırtıcı olmayan bir şekilde halk ve yeniçeriler arasında pek sevilmeyen bir kişilikti. Tahtakale’de adına eşi Mihrimah Sultan’ın yaptırttığı camiye dönemin hiçbir şairinin kitabe yazmamış olması, elbette en çok sofuluğundan dolayı müziğe, şiire soğuk bakmasından kaynaklanıyordu. Mimari açıdan Rüstem Paşa Camisi’nin özgünlüğü -tarihi boyunca gördüğü depremler ve ardından gelen onarımlar yüzünden- özellikle üst örtü sistemi özgünlüğünü yitirmiştir. Ama çinileri, mimari kurgusu ve taş mimari ayrıntıları ile 16.yüzyıl dönemini yansıtmaktadır.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Rüstem Paşa Medresesi, Haseki Hürrem Sultan Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi, Sultan Süleyman Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Evvel), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Sani), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Salis), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Rabi), Sultan Süleyman (Abu's Suud Efendi) Darülhadisi, Sultan Süleyman Darüttıbbı, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Darülkurrası, Sultan Süleyman Mektebi, Sultan Süleyman Darüşşifası, Sultan Süleyman (Süleymaniye) İmareti, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Kervansarayı, Sultan Süleyman (Dökmeciler) Hamamı, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Camisi, Şehzade Mehmet Türbesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Şehzade Mehmet Mektebi, Şehzade Mehmet İmareti, Şehzade Mehmet Kervansarayı, Şehzade Mehmet Tabhanesi, Hüsrev Kethuda Darülkurrası, Rüstem Paşa Kervansarayı (Cebeci Hanı), Semiz Ali Paşa Kervansarayı (Hanı),

Yapım yılı: Bilinmiyor
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Vefa
Adres: Cemal Yener Tosyalı Cad. Taştekneler Sok. Vefa Fatih
Ulaşım tarifi: Şehzade Mehmet Paşa Külliyesi ile Damat İbrahim Paşa Külliyesi arasındaki caddeden ulaşılabilir. Yapı, Molla Hüsrev Camisi'nin bitişiğindeki yüksek duvarlarla çevrili bahçededir 
Eser tipi: Darülkurra
Günümüzdeki kullanımı: Kullanılmıyor
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi:
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Rüstem Paşa Medresesi, Haseki Hürrem Sultan Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi, Sultan Süleyman Türbesi, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Evvel), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Sani), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Salis), Sultan Süleyman (Süleymaniye) Medresesi (Rabi), Sultan Süleyman (Abu's Suud Efendi) Darülhadisi, Sultan Süleyman Darüttıbbı, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Darülkurrası, Sultan Süleyman Mektebi, Sultan Süleyman Darüşşifası, Sultan Süleyman (Süleymaniye) İmareti, Sultan Süleyman (Süleymaniye) Kervansarayı, Rüstem Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Camisi, Şehzade Mehmet Türbesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Şehzade Mehmet Mektebi, Şehzade Mehmet İmareti, Şehzade Mehmet Tabhanesi, Rüstem Paşa Camisi, Barbaros Hayrettin Paşa (Çinili) Hamamı, Rüstem Paşa Kervansarayı (Cebeci Hanı), Semiz Ali Paşa Kervansarayı (Hanı),

SULTANAHMET MEYDANI

Ayasofya İki Minaresi


Sokollu Mehmet Paşa Camisi
Yapım yılı: 1571-1572
Bulunduğu şehir: İstanbul
Bulunduğu ilçe: Fatih
Bulunduğu semt: Kadırga
Adres: Şehit Mehmet Paşa Yokuşu Sokak Kadırga Fatih
Ulaşım tarifi: Tramvay kullanarak Sultahmet durağında inilmeli. Atmeydanı’ndan Kadırga yönüne doğru devam edin. Külliye, Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası’nın arkasında kalıyor binaya yaklaşık 200 metre uzaklıktadır.
Eser tipi: Cami
Günümüzdeki kullanımı: Cami
Mülkiyet sahibi: Vakıflar
Yapıyı Sinan'a atfeden kaynaklar : TE, TB, TM
Eser hakkında bilgi: Kadırga’daki Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi’nin camisi olarak inşa edilmiştir. Pek çok yazar tarafından Sinan’ın sadrazamlar için inşa ettiği küçük boyutlu camiler içinde en güzeli olarak betimlenir. Ününü göz alıcı İznik çinileriyle berraklaşan, dengeli ve aydınlık iç mekânına borçludur. İstanbul’daki ancak birkaç camide bulunan Hacerülesvet taşının Kabe’den getirilmiş küçük parçalarından üçü Sokollu Camisi’ndedir. Caminin insana yakın ve dengeli oranları avluya bakan cephesine de yansır. Özellikle medresesinin dershane odasının altından Cami’nin perspektifi çok etkileyicidir.
Bu esere yakın diğer Sinan eserleri: Kapıağası Cafer Ağa (Soğukkuyu) Medresesi, Ayasofya Müzesi Minareleri (2 tane), Haseki Hürrem Sultan (Ayasofya) Hamamı, Sokollu Mehmet Paşa (Azapkapı) Camisi, Sultan Selim (II) Türbesi, Şehzadeler Türbesi, Sokollu Mehmet Paşa Medresesi , Sokollu Mehmet Paşa Tekkesi, Mutfaklar (Topkapı Sarayı), Sultan Murat Köşkü, Kapıağası (Mahmut Ağa) Camisi,

http://www.restorasyonforum.com/ adresinden alınan bilgiler doğrultusunda derlenmiş ve gezi planı oluşturulmuştur.

Dilek Dönmez